Blogger Template by Blogcrowds

12 Mart 2009 Perşembe

Selam olsun !



Selam olsun hilale, selam olsun yıldıza, selam olsun kan kırmızı bayrağa.. Selam olsun istiklale, selam olsun... selam olsun o şaire. Selam olsun o güçlü ellere selam olsun o cesur yüreğe.

Selam ola '' Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın'' diyen Üstad Akif'e.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Çilekli şeker

Hayat anlamsız kelimelerin içine hapsolmuş. Kirli yaprakların arasında, çığlıklar içinde. Bir yanımdan akan sular bir yanımda fışkıran lavlar, yalandan sükut-u özlemiş dudaklar, ürkek yüzler, korkulu gözler. Hani çilekli şekerimi yesem, vişneli şekerimi yesem diye tereddüt ederdim ya küçükken. Karar veremez alır ikisinide yerdim bir köşede gizlice. İşte öyle birşey. Ama şeker değil ne yazık ki onlar... Acı ile tatlı bir yana gelmiyor, saklanıp bir köşeye ikisinide kullanıyorum ve o köşe girdabım oluveriyor bana. Alıyor beni içine bilinmezliğin en ortasına.

Herşeyi bittikten sonra yargılamaya geliyorya kendini insan. Neden şekerlerin ikisinide yedin diye soruyorsun ya kendine. İşte orada kusasın geliyor herşeyi...

05 Ocak 2009 Pazartesi



Paranın ve acının dini yoktur değil mi?
Peki neden hep müslüman acılar görüyorum çocukların gözlerinde?

Alıntı: http://posthane.blogspot.com/2008/05/mslman-aclar.html

23 Aralık 2008 Salı

Yağmur (ödev:)

Bir yağmurdu böyle beklediğim, bir de sen
Rüyalarımın ufuklarındaki bulutlardan
Ne olur dön artık her neredeysen
Dayanamaz oldu bu yürek bu aciz beden

Hani yağmurdu bizi birleştiren
Hani istanbuldu yağmuru güzelleştiren
Hani denizdi aşkımızı yücelten
Dön artık anılarla yetinmez oldu bu beden

Sonsuza kadar sürmeyecekti bilirdim
Yıldızlara bakıp çocuksu dilekler dilerdim
Fakat en azından o an için yanıbaşımdaydın
Son kezmiş gibi bir yağmuru bir istanbulu bir de seni severdim...

22 Aralık 2008 Pazartesi

Kör Kuyularda Kaybolmuş Koca Katil











Hayat kışkırtıcı ve korkunç, beklenti ve bahanelerden ibaret. Hayatta kalmak zor, sonu bulmak daha da işkenceli ve acı verici. Kahpe gözlerin aldatan bakışları içinde masum ve yabancı bir şekilde bakınmak. Yaşamak ve yaşamamak sadece ince bir çizgiyle ayrılıyor. Saç teli kalınlığında bir çizgi ve dengeler bozulduğunda bir seni tutacak bir ele ihtiyaç duyuyorsun. Başkalarının beklentileri içinde yer aldığının da farkındasın yani düşmemek için senin elini bekleyen birileri var.

Fakat o çizgi hayatın bazı yerlerinde kesikleşmeye başlıyor. Ne beklentilerin oluyor ne de senden beklenenleri yapabiliyorsun. Çizginin bir o tarafındasın bir bu tarafında. Sabrın son haddine dokunmaya başladığı anlar... Yaşayan ölüler arasına girmemek seni elinde... Bir elle birini tutmaya çalışırken bir elinlede tutunacak birilerini aradığın anlar... Zaman durmuş ve sükuta bırakılmış düşünmektesin. İlk savaşın düşüncelerinle. Zaman sen karar verene kadar durmuş...

17 Aralık 2008 Çarşamba

Gerçek aydınlık

Dün'ün hayalindeymişim hala keşkelerle. Bugün gerçekmiş ve korkunçmuş. Sahte yüzler, yalancı gülümsemeler ve aynalar. Kendimden korkar olmuş arkamdaki köprünün parça parça sonsuz boşluğa düşüşünü izliyorum. Karanlık kandırmış beni, gökyüzü kandırmış beni, kararık yüzler belkide... Işıkları yakma vakti gelmişti ve aydınlık gerçekti...

04 Aralık 2008 Perşembe

Biliyordum


Uzaklardan geliyor sesin, çok uzaklardan.Gönlümün en ıssız köşesinden, yalnızlığımı bir boya fırçasıyla çırpıştırırak çizdiğim o sessizlik kokan resimden. Dokunmak için ellerimi her uzattığımda, anlaşılmaz bir acının yüreğimi kapladığı, o yanık kokan anılardan.

Oysa istememiştim ben bu ayrılığı, istememiştim bu hasreti. İstemiyordum daha söylerken pişmanlık kokusu saçan o elvedayı. Anlamsız bir mecburiyetti bu, kendimi bile inandıramadığım nefret duygusu.Biliyordum daha elveda derken seni özleyeceğimi. Biliyordum, bitiremezdi hiç bir mecburiyet, o elvedayı duyup yaşaran gözlere duyulan sevdayı. Biliyordum hiç bir yaş benzemeyecekti senin ardından salınan saçlarına baktığım gün saklı saklı döktüğüm gözyaşlarına...

31 Ekim 2008 Cuma

Rapunzel


Islak bir mendil buldum. Rapunzel ağlamış, kuleler yıkılmış. Yanık saç kokusu geliyor. Bitti diyorum... Uzat saçlarını ağlayayım senin için rapunzel. Uzat saçlarını gömeyim toprağa...

29 Ekim 2008 Çarşamba

İntihar

Hayko cepkin'in aforizmalarını kendine hayat felsefesi edinen, başıboş gençliğe antikor üretmekten yorulmuş bedenim kabuğuna çekilmiş kendi akyuvarlarını parçalayarak intihar etme niyetinde. Hayat neden bu kadar yalan ve neden bu kadar gerçek. Kendi hayat felsefeni oluşturmaya çalışırken kendini başka felsefenin esiri bulmak ya da daha kötüsü esir olduğunu bulamamak. Bu kadar kolay mı ölmek? Ya da bu kadar zor mu yaşamak? ya da herneyse işte... Vesselam... Hoş kalın, boş kalmayın dostlar...

28 Ekim 2008 Salı

Bedel

Koca dünyam hokkama bandırdığım bir kuş kanadına bedel
Ak yaprağa damlamış kelimelerimde anılarım kokar
Hayallerim benden kaçan ürkek benliğime bedel
İçimi döktüğüm küller her an o rüzgardan korkar...


Kahve kokan sevdalar ancak ak yaprağıma damlamış
Sevda kokan kahveler yaşatmış meğer uzun geceleri
Anıları canlandıracak ne bir mum ne de kıvılcım kalmış
Mazimin boşluğuna savurmuşum meğer kelimeleri...

14 Ekim 2008 Salı

Belki mi?




Belki gözleriydi yalan söyleyen, belki kaf dağıyla kandırmışlardı beni küçüklükten beri, belkide kaf dağıydı gözleri...

12 Ekim 2008 Pazar

Belkide...




Belki gözleriydi beni başka diyarlara uçuran, belki istanbul'du sadece beni etkileyen, belki istanbul'du gözleri...

04 Ekim 2008 Cumartesi

Aldatmak(kelime oyunları)




Şu kısa hayat yolculuğumun, saniyelik molalarımdan birisiydi... Belki küçük bir yolcu hanı, belkide muhteşem bir kervansaray. Hayalimin ufuğunda gelip giden buğulu bir dolunay, belkide parlak bir hilal. Belirsiz hayatımın belirsiz elemanı... Ama en uyumlu parçasıydı.

Hayallerimi depreştiren bu handa saliselerin değerini ölçüyor, bazen onlarla savaşa giriyordum. Geceleri dolunayı bekliyor, bazı zamanlar onu yıldızlardan kıskanyordum. Binlerce kez dualar ediyordum sabah olupta o kaybolmasın diye.

Sonra hayatımın o lanet günü gelmişti. 1 saatlik ömrümün saniyelik molası bitmişti. Anladımki ben de bir han,kervansaray ve yahut dolunaymışım. Aslında ben de saniyelik molaymışım. Ve anladım her han aldatılırmış sonunda azrail ile...

Uzun aradan sonra ÖYKÜ ATÖLYESİ'ne

22 Eylül 2008 Pazartesi

Ben değil köşeler şizofren...

Bu aralar iyice acayip şeyler yaşamaya başladım. Nedenini bende bilmiyorum ama pek hayra almet bir nedeni yok galiba.

Yanımdan geçerken selam verdiğim adam köşeyi dönünce arkasından baktığımda kaybolmaya başladı. Geçen yanımdan geçerken arkadaş selam verdi gitti döndü bende arkasından köşeyi döndüm bir baktım arkadaş yok. Yani sokağı bitirip dönmüş olmasının imkanı yok. Artık hergün olmaya başladı bu, arkalarından bakmıyorum. Bazen köşeyi dönünce o kişiyi görünce şaşırıyorum.

Her gün otobüsü kaçırıyorum. Hem de 20-25 metre önümden geçiyor. Her gün biraz daha yakınımdan geçiyor. Hesaplamalarıma göre bayramdan sonraki cumartesi günü otobüsü yakalıycam.

İş yerinin karşısındaki acayip kadın, savaş aletine benzer bir cep telefonuyla bütün gün türkü dinliyor deli olacağım artık bıktım hepsinden türkülerin. Bi de şu ''aynalı körük'' türküsü varya onu hep dinliyor. ''Aynalı körük olmazsa ben gelin gitmem, tut kemani çalmazsa aynalı körüğede binmem'' evdemi kalmış ne. Bi gün gidip '' yav sen birini bul aynalı körük benden sana hediye, tut kemaniyide anan çalsın, yeterki git şurdan'' diye ama sabrediyorum bakalım. Bir ara suikast planları yapıyordum.

Nedendir bilmiyorum ne zaman bir kibrit çaksam. Kibritin kokusu gelince tipili buz gibi bir havada son kibritimi yakarken hayal ediyorum kendimi.

Düşünecek bir sürü şey varken, hergün yanından geçtiğim suskun kızın neden konuşmadığını neler düşündüğünü düşünüyorum.

Şizofren olma olasılığımın yüzde kaç olduğunu merak ediyorum. Doktora gitmeye korkuyorum ya şizofrensem diye. Sokağın köşesinden dönüp kaybolan insanların şizofren,psikopat,paranoyak olduğunu düşünüyorum. Hergün geçtiğim sokaktan bir gün kendimi karşıdan gelirken görüp selam vereceğimden korkuyorum.

Hala arnoldşvatzeneger in nasıl yazıldığını öğrenemedim. Garip bir şekilde Kurtlar Vadisi nin sezon tatilinin bitip polatın ölmesini istiyorum.

Her sabah 07:00 da çalan telefonumun alarmı beni birgün deli edecek. Akşam kendim kurmama rağmen sabah kendikendime sövüyorum kim kurdu bunu böyle diye.

19 Eylül 2008 Cuma

Kahve

Bugün ne kadar ağlatan program varsa izledim. Televizondaki sahtekar kadınlara bakıp hüngür hüngür ağladım. Ne kadar iğrenç komedi programı varsa hepsini izledim kahkahalar attım saatlerce. Mutluluğu arayan cahil dünyalılardan oldum ben de sonunda.

En sevdiğim insanların yanına gidip, onlarla sohbet ettim. Sonra en sevdiğimi sandıklarım olduklarını anladım. En nefret ettiğim insanların yüzlerine gidip sövdüm. Anladım nefret ettiğimi sandığım insanlarmış sadece. Bir an ve bir söz herşey bu muydu? diye düşündüm. Pişman olmak istedim. Mutlu olmak istedim. mutlu olurum diye pişman oldum, mutluluğuma pişman oldum sonunda.

Ve sonra hayat bir mola verdim, bıraktım mutluluğu aramayı, bıraktım pişman olmayı. Kendime bir kahve yapıp oturdum denize doğru. Mutluluk beni buldu sonunda , pişman oldum gerçekten kahve içmediğime....

Önceki Kayıtlar